Sporun temelindeki genel fikir atletizmdir. Esasen, eski zamanlardaki şövalyelerin modern zamanlardaki düelloları gibidir. Evet, zafere ulaşmak için sıkı mücadele edilir ama aynı zamanda centilmen ve adil olunması gerekir. Ne yazık ki işin ucu para, sponsorluklar ve yatırımlara dayandığında, bu dünya giderek artan şekilde “ne pahasına olursa olsun zafer” zihniyetinden kaynaklanan gerçek şiddet eylemleriyle karşı karşıya kalıyor. Aynı zamanda, öfkesini kontrol edemeyen sporcuların sebep olduğu olaylar da artıyor. Bu nedenle, Asya ve Avrupa’daki önde gelen bahis sitelerinde bir maçta kaç ceza olacağına dair bahislerin yer alması ne şaka ne de tesadüf.
Ego, Para ve İlke Erozyonu: Şiddetli Faullerin Arkasındaki Nedenler
Bu yazının kapak görseli, şiddetin beklendiği bir spor dalından geliyor: rugby. Ancak, bu varsayım altında bile oyuncuların güvenliğini korumak için kurallar vardır. Bu tüm spor dalları için geçerlidir. Özellikle de bedensel temas içeren, yani her zaman kazaya davetiye çıkaran sporlar için. Üstelik sporcuların daha güçlü ve hızlı olmaları için yapılan ısrarcı antrenmanlar bu durumu daha da tehlikeli hale getiriyor.
Eğer bu olaylar kazadan ibaret olsaydı, bu mesele üzerine çok da konuşmaya gerek kalmazdı. Ancak günümüzde şiddetli fauller çoğu zaman kasti olarak yapılıyor. Ya oyuncular kendi egoları uğruna geri adım atmak istemediğinden, ya sponsorluk kayıpları nedeniyle gelir kaybı yaşadıkları için ya da tüm antrenmanlar artık acımasız, kurnaz ve her şeyden önce verimli olma odaklı yapıldığından. Gerçek şu ki, bugün şiddet olarak nitelendirdiğimiz birçok olay, antrenörlerin ve yöneticilerin “devam ettir” diye öğütlediği anlayışın bir sonucudur. Yani rakibin ilerlemesine asla izin verme.
Bir Cezalandırma Meselesi
Sol taraftaki görselde yaptığı faul nedeniyle Ivan Horvat, 26 ay boyunca hentbol maçlarından men edildi. Bazı insanlara göre bu ceza yetersiz. Onların görüşüne göre, hayat boyu men edilmeliydi. Çünkü görüntüde boyuna uzanan elin kasıtlı olmama ihtimali bile olsa, bu ihtimal bile bazılarına göre affedilmez. Bizim görüşümüzce ise bu ihtimal oldukça düşük.
Akla, Everton kalecisi Jordan Pickford’ın Virgil Van Dijk’a yaptığı ağır faul geliyor. Öyle ağırdı ki Hollandalı oyuncu neredeyse bir sezon boyunca sahaya çıkamadı. Asıl öfkelendirici olan şey ise kalecinin bu eylemi nedeniyle herhangi bir ceza almamış olması. Ne kırmızı kart, ne de sonradan verilen bir yaptırım.
1982 yılında Harald Schumacher’in Patrick Battiston’a yaptığı sert müdahale ve onu bilincini kaybetmiş şekilde yere sermesi unutulabilir mi? Yine, kırmızı kart yoktu, ceza da yoktu.
Son zamanlarda VAR sistemiyle birlikte bu tür olaylara daha fazla dikkat edilip yaptırımlar uygulanmaya başlandıysa da, cezaların caydırıcı olup olmadığı hala tartışmalı.
"Takım Arkadaşına" Saygısızlık ve Umursamazlık
Üstteki görselde faul yapan oyuncuların kim oldukları üzerine yorum yapmak anlamsız. Tartışılması gereken asıl konu, bu oyuncuların bir başka futbolcunun güvenliğini ve sağlığını tamamen göz ardı etmeleridir. Tartışılması gereken diğer konu ise, görselde topun bile yer almamasıdır. Peki o zaman neye gidiyorlar? Tartışılması gereken bir başka mesele ise, her iki oyuncunun da olay sonrası “hiçbir şey yapmadıklarını” iddia etmeleridir. Tartışılması gereken bir başka şey ise, olaydan sonra her iki oyuncunun da futbol oynamaya devam etmeleridir. Neyse ki bu olayda mağdur herhangi bir ciddi sakatlık yaşamadı. Muhtemelen sadece bir şans eseri.
Maalesef, sağdaki görseldeki “dirsek darbesi” sonrası sonuçlar bu kadar hafif olmadı. Bu da başka bir tartışmayı gündeme getiriyor. Görsel düşük çözünürlüklü ve yeterince net değil çünkü son dönemde alınan kararlarla bu tür görüntülerin internetten kaldırılması sağlandı. Bu yüzden yalnızca eski bir VHS kaydından alınabildi. Bizim görüşümüze göre bu görüntüler asla silinmemeli. İnsanlar bu tür şiddetleri her zaman hatırlamalı.
Yine, faul yapan oyuncu herhangi bir cezaya çarptırılmadı. Üstelik oldukça başarılı bir kariyere sahip oldu. Oysa bu asla olmamalıydı.
Şiddetli Fauller: Sadece Spor Kurumlarının Cezaları Yeterli mi?
Burada anlattığımız türde olaylar hayatın başka alanlarında yaşansa, failleri büyük ihtimalle adli cezalarla karşı karşıya kalırdı. Hatta bu kişiler yalnızca para cezası değil, ciddi hapis cezaları da alırlardı. Bu da bizi tekrar, çeşitli spor otoritelerinin yetki sınırları konusuna getiriyor.
FIFA ve UEFA gibi kurumların kendi içinde bağımsız yönetim sistemleri olduğu, yani başka otoritelerin karışmasına izin vermedikleri biliniyor. Herhangi bir ülke yerel yasaları devreye sokmaya kalktığında, bu iki kurum tarafından yönetilen tüm turnuvalardan men edilme riskiyle karşılaşıyor. Şu soru da gündeme geliyor… Gerçekten birinin ölmesi mi gerekiyor, bu kurumların “cezai niyet” meselesinin kendi yetkilerinin dışında olduğunu anlamaları için?
Cezalar Daha Sert mi Olmalı?
Görünüşe göre bu tür şiddet eylemlerinde bulunan sporcuların daha ağır cezalarla karşılaşması gerektiğini savunanların sayısı giderek artıyor. Bu cezalar; ömür boyu men cezaları, daha yüksek para cezaları ve hatta hapis cezaları içermeli. Ne yazık ki finansal çıkarlar nedeniyle bu tür adımların atılması hâlâ uzak bir ihtimal gibi görünüyor. Bu arada insanlar, en iyi bahis yazılımına kayıt olmaya, sarı ve kırmızı kart üzerine bahis açılan seçnekleri takip etmeye ve bu bahisleri oynamaya devam edecek.